Okul Öncesi Sayfası
Her çocuğun görmesi gereken eğitim...
23 Mayıs 2011 Pazartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
28 Mayıs Cumartesi ANKARA Okul Öncesi Problem Çözme Paneli
Panel Konusu:Okul Öncesi Dönemde Problem Çözme BecerileriAlt Konular:>Okul Öncesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme
>Okul Öncesi Eğitimde Problem Çözme Becerilerinin Desteklenmesinde Drama Yönteminin Kullanılması
>Okul Öncesi Dönemde ve İlköğretimde Problem Çözme Becerileri
>Problem Çözme Becerilerinin Desteklenmesinde Aile Katılımı
Panel Başkanı:Prof.Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK
Konuşmacılar: Prof.Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK (Gazi Üniversitesi)Prof.Dr. Esra ÖMEROĞLU (Gazi Üniversitesi)
Doç.Dr. Yasemin AYDOĞAN (Abant İzzet Baysal Üniversitesi)Yrd.Doç.Dr. Arzu ÖZYÜREK(Karabük Üniversitesi)
Tarih: 28 Mayıs 2011 Cumartesi
Saat: 13:00-17:00
Yer: Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Konferans Salonu
Organizasyon: Önce Okul Öncesi Eğitim Danışmanlık Hizmetleri
Anasponsor: Mavi Yunus Okul Öncesi Yayınları
Panel sonunda, panel katılımcılarına her konu ile ilgili ayrı olmak üzere 4 adet katılım belgesi verilecektir.
2. sunum sonrası ara ve ikramlar olacaktır. ÜCRETLENDİRME
4 konu için 4 ayrı katılım belgesi ve seminer katılım ücreti;Öğretmen İçin: 30 TL dir. 5 ve üzeri toplu katılımlarda panel katılım ücreti kişi başı 25 TL dir.
Öğrenci İçin: 25 TL dir. 5 ve üzeri toplu katılımlarda panel katılım ücreti kişi başı 20 TL dir.
ÜCRETİN YATIRILACAĞI HESAP NUMARALARI:
Vakıfbank: HESAP NO: 00158007297702186
İBAN: TR660001500158007297702186
(Önce Okul Öncesi Eğitim Danışmanlık Hizmetleri )
İş Bankası : Şube kodu: 5150 hesap no: 1513192
İBAN: TR950006400000151501513192 (Önce Okul Öncesi Eğitim Danış.Hizm. adınadır.)
Garanti Bankası: Hesap No: 046-6659940
İBAN TR91 0006 2000 0460 0006 6599 40 (Önce Okul Öncesi Eğit.Danş.Hizm)
POSTA ÇEKİ NO: 6136471 ( Türkiye'nin her yerinden PTT şubelerine bu numarayı vererek ücreti yatırabilirsiniz. Hesap İsmi sorulduğunda Ayşe Turan yazınız. )
NOT: ÜCRETİ İSTEDİĞİNİZ YERDEN YATIRABİLİRSİNİZ. DİĞER BANKALARDAN HAVALE YAPTIĞINIZDA BAZI BANKALAR YÜKSEK HAVALE ÜCRETİ ALABİLMEKTEDİR BU NEDENLE ÜCRETİ PTT ARACILIĞIYLA YATIRMANIZ TAVSİYE EDİLİR.
NASIL KAYIT YAPTIRILIR? =Öncelikle alttaki telefon numaralarına telefon ederek ön kayıt yaptırmanız gerekmektedir. Ön kaydınızı yaptırdıktan sonra 3 gün içerisinde ücretleri belirtilen hesap numaralarına yatırmanız gerekmektedir. Ücret hesabımıza geçtikten sonra kesin kaydınız gerçekleşmiş olacaktır.
Ön kayıt esnasında aşağıdaki bilgileri vermeniz gerekmektedir.
AD SOYAD:
TELEFON :
TC NO: (T.C. numaranız katılım belgesine yazılacaktır)
ADRES:
MAİL:
HANGİ HESABA YATIRILDIĞI veya YATIRILACAĞI:
DURUMU :Öğrenci, öğretmen veya diğer
NOT: FATURANIZ EĞER İSTERSENİZ ANAOKULUNUZ ADINA KESİLEBİLMEKTEDİR.
İLETİŞİM:
TELEFON: 0 541 858 8272 begin_of_the_skype_highlighting 0 541 858 8272 end_of_the_skype_highlighting ( saat 09:00 ile 20:00 arası arayınız)
Sabit tel: 0 364 666 0018 begin_of_the_skype_highlighting 0 364 666 0018 end_of_the_skype_highlighting ( saat 09:00 ile 18:00 arası arayınız)
MAİL: onceokuloncesi@hotmail.com
>Okul Öncesi Eğitimde Problem Çözme Becerilerinin Desteklenmesinde Drama Yönteminin Kullanılması
>Okul Öncesi Dönemde ve İlköğretimde Problem Çözme Becerileri
>Problem Çözme Becerilerinin Desteklenmesinde Aile Katılımı
Panel Başkanı:Prof.Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK
Konuşmacılar: Prof.Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK (Gazi Üniversitesi)Prof.Dr. Esra ÖMEROĞLU (Gazi Üniversitesi)
Doç.Dr. Yasemin AYDOĞAN (Abant İzzet Baysal Üniversitesi)Yrd.Doç.Dr. Arzu ÖZYÜREK(Karabük Üniversitesi)
Tarih: 28 Mayıs 2011 Cumartesi
Saat: 13:00-17:00
Yer: Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Konferans Salonu
Organizasyon: Önce Okul Öncesi Eğitim Danışmanlık Hizmetleri
Anasponsor: Mavi Yunus Okul Öncesi Yayınları
Panel sonunda, panel katılımcılarına her konu ile ilgili ayrı olmak üzere 4 adet katılım belgesi verilecektir.
2. sunum sonrası ara ve ikramlar olacaktır. ÜCRETLENDİRME
4 konu için 4 ayrı katılım belgesi ve seminer katılım ücreti;Öğretmen İçin: 30 TL dir. 5 ve üzeri toplu katılımlarda panel katılım ücreti kişi başı 25 TL dir.
Öğrenci İçin: 25 TL dir. 5 ve üzeri toplu katılımlarda panel katılım ücreti kişi başı 20 TL dir.
ÜCRETİN YATIRILACAĞI HESAP NUMARALARI:
Vakıfbank: HESAP NO: 00158007297702186
İBAN: TR660001500158007297702186
(Önce Okul Öncesi Eğitim Danışmanlık Hizmetleri )
İş Bankası : Şube kodu: 5150 hesap no: 1513192
İBAN: TR950006400000151501513192 (Önce Okul Öncesi Eğitim Danış.Hizm. adınadır.)
Garanti Bankası: Hesap No: 046-6659940
İBAN TR91 0006 2000 0460 0006 6599 40 (Önce Okul Öncesi Eğit.Danş.Hizm)
POSTA ÇEKİ NO: 6136471 ( Türkiye'nin her yerinden PTT şubelerine bu numarayı vererek ücreti yatırabilirsiniz. Hesap İsmi sorulduğunda Ayşe Turan yazınız. )
NOT: ÜCRETİ İSTEDİĞİNİZ YERDEN YATIRABİLİRSİNİZ. DİĞER BANKALARDAN HAVALE YAPTIĞINIZDA BAZI BANKALAR YÜKSEK HAVALE ÜCRETİ ALABİLMEKTEDİR BU NEDENLE ÜCRETİ PTT ARACILIĞIYLA YATIRMANIZ TAVSİYE EDİLİR.
NASIL KAYIT YAPTIRILIR? =Öncelikle alttaki telefon numaralarına telefon ederek ön kayıt yaptırmanız gerekmektedir. Ön kaydınızı yaptırdıktan sonra 3 gün içerisinde ücretleri belirtilen hesap numaralarına yatırmanız gerekmektedir. Ücret hesabımıza geçtikten sonra kesin kaydınız gerçekleşmiş olacaktır.
Ön kayıt esnasında aşağıdaki bilgileri vermeniz gerekmektedir.
AD SOYAD:
TELEFON :
TC NO: (T.C. numaranız katılım belgesine yazılacaktır)
ADRES:
MAİL:
HANGİ HESABA YATIRILDIĞI veya YATIRILACAĞI:
DURUMU :Öğrenci, öğretmen veya diğer
NOT: FATURANIZ EĞER İSTERSENİZ ANAOKULUNUZ ADINA KESİLEBİLMEKTEDİR.
İLETİŞİM:
TELEFON: 0 541 858 8272 begin_of_the_skype_highlighting 0 541 858 8272 end_of_the_skype_highlighting ( saat 09:00 ile 20:00 arası arayınız)
Sabit tel: 0 364 666 0018 begin_of_the_skype_highlighting 0 364 666 0018 end_of_the_skype_highlighting ( saat 09:00 ile 18:00 arası arayınız)
MAİL: onceokuloncesi@hotmail.com
Okul Öncesi Çocuklarının Beslenmesi
Bu çağ 1-5 yaş arasını kapsamaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi bir yaşına gelen bir çocuk her türlü besine alıştırılmış olmakta ve aile ile birlikte sofraya oturmaktadır. Bu yaştaki çocukların günlük enerji ve besin öğeleri ihtiyacı çocuğun yaşına göre değişmekle birlikte aşağıdaki besin grupları ile karşılanmalıdır.
Tablo Okul Öncesi Çağı Çocuklar İçin Önerilen Günlük Besin Miktarları
| Besin Grupları | 1-3 Yaş Grubu | 4-6 Yaş Grubu |
| 1- Süt ve Ürünleri Süt-Yoğurt Peynir-Çökelek | 2.5 Su bardağı 2/3 Kibrit kutusu | 1.5 Su bardağı 1 Kibrit kutusu |
| 2- Et-Yumurta-Kuru baklagil Et-Tavuk-Balık Yumurta Kuru baklagil | 1 Köfte kadar 1 Adet 2/3 Porsiyon | 1 Köfte 1 Adet 2/3 Porsiyon |
| 3- Sebze ve Meyve Yeşil ve Sarı Diğerleri | ½ Porsiyon 2/3 Porsiyon | 1/2 Porsiyon 1 Porsiyon |
| 4- Tahıllar Ekmek Bisküvi Pirinç-Bulgur | 1-2 Orta dilim 2-3 Adet 2/3 Porsiyon | 2 Orta dilim 4-5 Adet 1 Porsiyon |
| 5- Yağ ve Şekerler Yağ (yemeklerin içine giren) Şeker* | 1.5 Yemek kaşığı 5 Yemek kaşığı | 2 Yemek kaşığı 5 Yemek kaşığı |
* Şeker tatlıların ve içeceklerin içine giren miktarı gösterir.
Bu dönemde en önemli nokta çocuğun iyi bir yemek yeme alışkanlığını kazanmış olmasıdır. Çocuk ilk duygusal bağlarını kendisini besleyenle kurmaktadır. Bu bakımdan çocukların yemek yeme alışkanlığını kazanmasında ailedeki büyüklerin özellikle de annenin tutumunun çok önemli bir yeri bulunmaktadır.
Bu dönemde beslenmede en önemli sorunlar çocukların yanlış beslenme alışkanlığı kazanmalarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum öncelikle. malnütrisyon dediğimiz yetersiz ve dengesiz beslenmeye yol açmaktadır. Anneler çocuklarının günlük besin ihtiyaçlarını bilmediklerinden ve beslenmeyi karın doyurma olarak düşündüklerinden çocuğu genellikle tek tip besinlerle beslemekte veya besin değeri düşük olanları vererek ihtiyacını karşılayamamasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda çocuğun büyüme ve gelişmesi, yavaşlamakta ve durmaktadır ve hatta kazandığı ağırlığı bile kaybedebilmektedir. Bu yaşlardaki yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda fiziksel gelişimin yanı sıra zeka gelişimi ve öğrenme yeteneklerinin de olumsuz yönde etkilendiği görülmektedir. Daha sonraki yaşlarda çocukların fiziksel gelişimleri beslenme durumlarının iyileştirilmesi ile bir dereceye kadar düzelebildiği halde mental gelişimlerindeki bozukluğun yeterli ve dengeli beslenen çocukların düzeyine erişemediği görülmekte ve bu durum okul çağında kendisini göstermektedir. Bilindiği gibi çocuklarda beyin gelişiminin 1/3'ü anne karnında olmakta, geriye kalan gelişim doğumdan sonra devam etmekte ve 5 yaşına kadar tamamlanmaktadır. Beyin hücreleri yapıldıktan sonra yenilenmediği için gelişme döneminde yeterli besin sağlanamazsa meydana gelen bozukluk hayat boyu devam etmektedir.
Bu yaş grubu çocuklarda görülen diğer sorunlar da yemek yemeye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. 0-1 yaş devresinde çocuğa ek besinlerin zamanında verilmemesi ondan sonraki yaşlarda süt kıvamında olmayan pütürlü besinleri almasını güçleştirmektedir.
Ailenin kendi çocuğunu başka çocuklarla karşılaştırarak onlara ihtiyacından fazla besin vermesi ya şişmanlık sorununun ortaya çıkmasına veya çocuğun besinlere isteksizlik duymasına ve yemek istememesine yol açmaktadır.
Ailelerin çocuk beslenmesi ve besinler konusundaki yanlış batıl inançları ve sosyal adetleri çocuğun yetersiz ve dengesiz beslenmesinin ve bazı besinlere alışamamasının bir diğer nedeni olmaktadır.
0-1 yaş döneminde çocuğa sürekli aynı tattaki besinlerin verilmesi ileride hep aynı tür besinleri yemek istemesine ve yemek seçmesine neden olmaktadır. Genellikle yemek saatlerinde aile fertleri arasında yaratılan kötü ortam çocuğun bu saatleri korku ile beklemesi, iştahının azalmasına neden olabilmektedir. Çocuğa yemek aralarında şekerlemeler, pasta, bisküvi ve kurabiye verilmesi çocuğun esas öğünlerdeki besinleri almasını engellemekte ayrıca bu besinler diş çürümelerine de neden olmaktadır.
Çocuğun iyi davranışlarda bulunduğu zamanlarda dondurma, şeker, çikolata ve benzerleri ile ödüllendirilmesi bazı besinlerin beslenme değerleriyle zıt değer kazanmasına yol açmaktadır.
Bütün bu durumları göz önüne alarak çocuğa iyi bir yemek yeme alışkanlığının verilebilmesi için ailelere şu hususlara dikkat etmeleri önerilmektedir:
1. Çocuk rahat ve dinlenmiş olarak sofraya oturtulmalı (böylece yemek yerken yorulmaz)
2. Çocuğun kullanacağı kaşık ve çatal çocuğun eline ve ağzına uygun büyüklükte olmalı, oturuş yüksekliği masaya göre ayarlanmalı
3. Yemeğini kendisinin yemesi beklenmeli, yemek yerken yetişkinler kadar becerikli olması beklenmemeli, üstüne ve etrafına dökmesini önlemek için koruyucu önlük ve örtü kullanılmalı
4. Yemek zamanında neşeli ve mutlu bir atmosfer yaratarak, bu saatlerin çocuğu mutlu yapan saatler olması sağlanmalı
5. Yemeklerdeki porsiyon miktarları küçük olmalı ve çocuğun ihtiyacı olduğunda yardım edilmeli
6. Çocuğun yemek seçmesini önlemek için 0-1 yaş döneminde değişik tattaki ek besinlere alıştırmalı
7. Genelde alması gereken ek besinler üç öğünde verilmeli, gerekirse ikindi de meyve ve meyve suyu, yatarken de süt içirilmeli (yemek aralarında şekerlemeler, kola, pasta, bisküvi ve kurabiye verilmesi yanlıştır).
8. Eğer ailenin yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni varsa çocuk için özel yemek hazırlamak gerekmemektedir. Yalnız çocuğun dişleri tamamlanmadığı için çiğnemesi güç yiyeceklerin yumuşak bir duruma getirilmesi gerekir. Ayrıca yemeklere ilaveten çocuğa biraz süt, muhallebi veya yoğurt verilmelidir.
ÇOCUKLARA SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMA
Çocukların beslenme alışkanlıkları; ailenin sosyal ve ekonomik durumu, eğitim düzeyi, alışkanlıkları, gelenek ve görenekleri, dinsel inançları, çevre koşulları gibi çok çeşitli etkenlerin etkileşimi ile oluşur. Yeterli ve dengeli beslenme düzeni, iyi alışkanlıkları olan ailede büyüyen ve zamanında ek besinler verilmeye başlanan çocuklara iyi beslenme alışkanlıkları kazandırmak kolaydır. Bu çocukların beslenmesinde önemli sorun çıkmaz. Kazandırılması gereken davranışlar ancak sağlam bir eğitimle yerleştirilebilir.
Çocuğa iyi beslenme alışkanlığı kazandırmada; annenin ve öteki aile bireylerinin çocuğa ve birbirlerine davranışlarının uyumlu, ölçülü, tutarlı ve sevecenlik içinde olması önemli rol oynar. Çocuğu eğitmek görevini ve sorumluluğunu paylaşan bireylerin, çocuğun beslenmesi konusunda hoşgörülü ve anlayışlı davranışlarında bir sınırlılık olması gerekir. Ancak sınırların da sınırları aşılmamalıdır. Katı yasaklar ve cezalandırma, sınırsız hoşgörü, çocuğun her istediğini verme ve yapma gibi davranışlarla iyi alışkanlıklar kazandırılamaz.
Aile bireylerinin tutum ve davranışlarının ölçüsüz ve dengesiz olması, çocuğun ruhsal durumunun değerlendirilememesi, eğitim düzeyinin düşük olması, değer yargılarının gerçekçi olmaması, bireyler arasında uyumsuzluk gibi çok çeşitli etkenler çocuğun beslenmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını zorlaştırır. Çocuk, aile bireylerinin beslenme konusunda söylediklerinden çok yaptıklarından etkilenir ve onların yaptıklarını taklit eder.
Beslenme saatleri ve aile sofrası, çocuğun beklediği mutlu bir olay durumuna getirilmelidir. Aile sofrasında tartışma, sürtüşme, acı ve üzüntü verici konuşmalar yapılmamalı, çocukla da ilgilenilmelidir. Büyükler; belirli yiyecekleri sevmediklerinden; çocuğun az yediğinden, iştahsız olduğundan ve bazı besinleri sevmediğinden söz etmemeli, başka çocuklarla karşılaştırma yapmamalıdırlar. Kendi kendine yeme becerisi gelişinceye dek çocuğa yardım edilmeli, sonra çocuğun kendisinin yemesi sağlanmalı, çocuğa aşırı yardım edilmemelidir. Anlayabilecek yaşta ise, çocuğun hoşuna gidebilecek konuşmalar açmalı, ilgisi yönlendirilerek sorularından ve fırsatlardan yararlanılarak iyi alışkanlıklar kazanmasına yardım edilmelidir. Yine, kendi kendine yiyebilecek çocuğa başkasının yedirmesi de doğru değildir.
Çocuk beslenmesinde yapılan yanlışlardan biri de, çocuğun isteklerini ön plana alarak tek lezzetteki besinlere alıştırılması, bazılarına ise diyette yeterli yer verilmemesidir. Örneğin çocuk, şeker, çikolata ve benzeri tatlılara aşırı düşkünlük gösterecek şekilde alıştırılır, bunlar ödüllendirme, avutma, sevindirme aracı olarak kullanılır; diyette zamanında sebze ve meyve bulundurulmaz. Bu durumları önlemek için, çocuk küçükken yemeğinde her lezzetteki besinlere yeterince yer verilmelidir. Yemek ve kahvaltı sırasında ya da aralarında şekerleme, pasta, kurabiye, kolalı içecek ve benzerlerine alıştırılmamalı, yalnız bu tür besinlere yasak da konmamalıdır.
Çocuk, zevk aldığı bir oyun oynarken yemeğe çağrılmamalı, gerekirse yemeğe yakın, ilgisi başka yöne kaydırılmalıdır. Yorgun, huzursuz ve kuşkulu olduğu anlarda yedirilmeyip biraz beklenmelidir. Bu anlarda yemeğe zorlanırsa, beslenmeye ilgisi azalacağı gibi sindirim güçlüğü de çekebilir. Ayrıca, yiyeceklerin çok sıcak ve soğuk da olmaması gerekir.
Okul öncesi çocuklarına kişisel temizlik alışkanlıklarının da kazandırılması gerekir. Yemekten önce ve sonra ellerinin yıkanması, dişlerinin temizliği, yıkanmadan meyve yenilmemesi gibi konularda çocuklara iyi alışkanlıklar kazandırılmalıdır. Çocuğa, sağlıklı beslenme, kişisel bakım ve temizlik kurallarına uyma, günlük yaşantının olağan bir parçası olarak benimsetilmeli; bu konularda aile büyükleri öğüt vermekten çok örnek davranışlarda bulunmaya özen göstermelidirler.
Çocuklara dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmada sık yapılan ve yapılmaması gereken davranışlardan bazıları şunlardır:
1. Zorlama, tehdit, korkutma: Zamanında ve yeterli miktarda yemediği, etrafı kirlettiği, çok yediği için ya da başka nedenlerle çocuğa maddi ve manevi baskı yapmak, bağırmak, korkutmak, zorla yedirmeye çalışmak, cezalandırmak gibi davranışlar çocuk üzerinde sonradan düzeltilemeyecek zararlı izler bırakır ve bu yollarla iyi sonuç alınmaz.
2. Çocuğun her istediğini yapmak ve yedirmek: Çocuğa aşırı ilgi göstermek, sonsuz hoşgörü, onun isteklerine boyun eğmek, ne istiyorsa yapmak, vermek gibi davranışlar çocuğa iyilik değil kötülüktür. Sınırsız hoşgörü ile, ölçülü, dengeli bir kişilik yapısı gelişemez.
3. Eğlendirerek yedirmek: Şarkı söyleyerek, dans ederek, televizyon seyrettirerek, peşinde dolaşarak ya da benzeri hareketlerle ilgisini başka yönlere kaydırma yoluyla çocuğa yemek yedirmeğe çalışmak doğru değildir.
4. Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuk yemek yerken çok acele ettirmek, gereksiz yere oyalanmasına göz yummak uygun bir tutum değildir.
5. Yarıştırma, kıskandırma: Yeterli yemediği için başka çocuklardan cılız ve çelimsiz olduğunu, başka çocukların iyi yediğini söylemek, kıskançlık duyurarak yedirmeye çalışmak gibi davranışlar yanlıştır.
6. Pazarlık, yalvarma, ödüllendirme: Yemeğini ya da belirli bir yiyeceği yediği taktirde çocuğa oyuncak, şekerleme, çiklet almaya söz vermek, istediği bir yere götürmeyi beslenmeyle “pazarlık” konusu yapmak ve yemesi için yalvarmak gibi davranışlar doğru değildir. Bir an için olumlu sonuç alınabilirse de, bu ve benzeri yollarla çocuk eğitilemez. Yemeği, istediğini elde etmek aracı ve pazarlık konusu yapmaya başlayan, dediğini ailesine yaptıran bir çocuk üzerinde bir disiplin kurmak bir yana, aile çocuğun tutsağı olmaya başlar. Bir an için sevinç kaynağı olabilen bu “kolay elde etmeler, kolay ödüller” yaşam boyu mutsuzlukların, başarısızlıkların, tutarsızlık ve uyumsuzlukların başlangıcı olur.
Çocuğun beslenmesi ve eğitim sorumluluğunu taşıyan bazı kişiler çocuğun ne pahasına olursa olsun yemesini isterler ve genellikle başka türlü yediremediklerinden, yukarıda belirtilen yollara başvurduklarından yakınırlar. Oysa, çocuk sağlıklı ise zorlamadan, üzerine aşırı düşülmeden de yemeğini yiyebilir. Aşırı çaba gösterme yerine, çocuğun birkaç öğün yeterince yememesini sorun haline getirmemeli, yiyecek istemesi beklenmelidir. Çünkü normal olan çocuk birkaç öğün az yemekle bir şey olmaz. Normal olan çocuk acıkacağından, onun yemek istemesinin beklenmesi daha doğru olur. İştahsız ve büyüme geriliği olan çocuklarda bir hastalık olabileceği düşünülmeli ve doktor kontrolünden geçirilmelidir.
İyi beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasında çocuğa yalnız kısa süreli zevk verecek davranışlarda değil, daima çocuğun geleceği de düşünülerek sevecen, hoşgörülü olması, disipline dayanan eğitim yolu uygulanmalıdır. Bunun sınırları çocuğun yapısal, psikolojik ve sosyal çevresinin özelliklerine göre belirlenmelidir.
Okul Öncesi Çocukluk Çağı Düşmeleri ve Kafa Travmaları
Beyin travmaları, önemli bir halk sağlığı problemidir. Genellikle trafik kazaları, düşmeler, darplar ve spor yaralanmaları sonucu gelişir. 45 yaş altı yetişkinlerde ve çocuklarda en sık hastaneye başvuru nedenleri arasındadır. Kafa travmaları, her zaman ağır travmalar tarzında olmamakta, bazen önemsiz gibi görülen veya çok kısa süreli bilinç kaybına neden olup düzelen, yapılan tetkiklerde ciddi bir birincil hasarın görülmediği hafif kafa travması olarak da sınıflandırılmaktadır. Son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalarda; Tekrarlayan travmaların beyinin yüksek fonksiyonlarında hasar oluşturabileceği ve zeka fonksiyonlarını etkileyebileceği iddia edilmektedir. Burada dikkate edilmesi gereken tek tek ufak travmalar değil sürekli ve yenileyen travmalardır. Ayrıca hepimizin tecrübesi hiç bir çocuktan düşemeden büyümez. Burada ayrımı iyi yapmak gerekir. Okul öncesi dönem çocuklarında düşmeler ve kafa travmaları anne ve babaların sık karşılaştı sorunlardır. Bu dönemi 2 yaş öncesi ve 2-7 yaş arası olarak ikiye ayırarak incelemek doğru olur.
İki yaş öncesi dönemde bebeğimiz daha yeni yürümeye başlamış, beyinin ve kasların fonksiyonları henüz oluşmuş ve olgunlaşma devam etmektedir. Yatarken, otururken ve yürürken kendini koruma, tehlikelerden uzak durma yetisine ve reflekslerine sahip değildirler. Yaşına uygun olarak, yattığı yerde dönebilir, emekleyebilir, oturabilir, destek alarak veya almadan yürüyebilir. Bunları yaparken yattığı, oturduğu yerden düşebilir, yürürken dengesini kaybedip yada ayağı takılıp düşebilir. Bu yaş grubunda baş yetişkinlere oranla çok büyük, kafatası kemikleri daha yeterince olgun ve sert değildir, travma direk olarak beyin dokusunda hasar oluşturabilir. Buna karşılık doğa bu zayıflığı, beyinin elastikiyet ve esnekliğini ileri derecede artırarak azaltmaya çalışmıştır. Bu yaş grubunda başa gelen darbelerde, kafatası sanki bir pinpon topu gibi davranıp çöker ve sonra hemen eski halini alır, alttaki beyin dokusuda son derece elastik olduğu için bunu en az hasarla atlatmaya çalışır. Ancak tüm bunlar belli snırlar içinde gerçekleşir. Eğer tavma yeterince şiddetli ise, savunma mekanizmaları yeterli gelmez, kemik ve beyin dokusunda çeşitli düzeylerde hasar ve kanamalar ortaya çıkabilir.
Travma geçirmiş veya geçirdiğinden şüphe edilen bebekte, biz hekimler olarak bir takım işaretleri ararız. Çocuğun yaşı, düştüğü yükseklik, zemin, düşme hızı ilk planda travmanın ciddiyeti konusunda bir fikir oluşturur. İkinci aşamada bu olaydan sonra çocukta oluşan değişimler, bilinç kaybı, uyku hali, kusma veya normal olmayan her şey bizim dikkatimiz çeker. Üçüncü aşamada muayene ve gerekirse radyolojik bulgular bizi sonuca götürür. Her zaman ilk 24 ve 48 saat önemlidir ve başlangıçta çocuk tamamen normal olsa da sonradan yeni bulgular ortaya çıkabilir. Bu nedenle travma sonrası 24-48 saat çocuğun ya ailesi tarafından yada gereğinde hastanede hekim tarafından takibini ve bu süre sonunda tekrar kontrolü öneririz.
Pratik olarak böyle bir olayla karşılaşıldığında, eğer çocukta normal dışı kusma, uyku hali veya bilinç kaybı varsa, gözle görülür bir şişlik, morarma mevcuttsa ve kasılma nöbeti olmuşsa, travmanı şiddetine bakılmaksızın hızla hekime götürülemesi gerekir. Bilinci kapanmış çocuklarda başın arkaya yatırılıp, dilin bir kaşık arkası ile bastırılması çok önemli olan hava yolunu açık tutacak son derece faydalı bir işlemdir. Şiş olan yere soğuk tatbiki hem kanamayı hemde şişliği azaltır. Bu sırada zaman en büyük düşmandır ve hızlı ama panik yapmadan davranmak gerekir.
Bu tür travmalardan korunmak için :
1- Evde çocoğun başına kadar olan mesafedeki sert, keskin, sivri ve kenarları olan eşyaların uzaklaştırlması veya çevrelerinin yumuşak lastik veya sünger ile kaplanması,
2- Zeminin yukşak ve kalın halı benzer malzemelerle örtülmesi,
3- Çocuğun tırmanıp üzeriden düşebileceği eşayaların örneğin sandalyalerin kapatılması,
4- Yatağının yanlarında koruma bariyerlerinin olması veya yatağın yere yakın yapılması
5- Mümkün olduğu kadar çocukların gözetim altında kalması,
6- Yürürken bilek dahil elinde tutulması
gibi önlemler faydalı olacaktır. İki ve 7 yaş arası düşmeler çocukların daha hareketli, kas yapılarının daha güçlü olması nedeni ile bebeklik çağı düşmelerinden daha farklıdır. Bu dönemler de balkon, pencere, ağaç gibi yerlerden düşmeler daha sıktır ve iç organ hasarları ile eklem kırık ve çıkıklarıda olabileceği daha ciddi sonuçlanırlar. Kafatası kemikleri bu yaş grubunda artık sertleştiği ve esnekliğini kaybettiği için kırık, çatlak, çökme ve beyin dokusunda hasar riski artmıştır. Bebeklerden farklı olarak kendilerini daha iyi ifade ettikleri için takipleri daha rahattır. Travmanın şiddeti, travma sonrası dönem, klinik bulgular ve takip bebeklerde olduğu gibidir. Bu yaş grubunda yukarıda önlemlere ek olarak;
1- Kapı ve pencelerin açık tutulmaması, önlerinde üzerine çıkabileceği eşya ve diğer malzemelerin uzaklaştırlması,
2- Bisiklet ve benzeri araçları kullanırken kask, dizlik ve disrseklik kullanması, uygun olacaktır.
İki yaş öncesi dönemde bebeğimiz daha yeni yürümeye başlamış, beyinin ve kasların fonksiyonları henüz oluşmuş ve olgunlaşma devam etmektedir. Yatarken, otururken ve yürürken kendini koruma, tehlikelerden uzak durma yetisine ve reflekslerine sahip değildirler. Yaşına uygun olarak, yattığı yerde dönebilir, emekleyebilir, oturabilir, destek alarak veya almadan yürüyebilir. Bunları yaparken yattığı, oturduğu yerden düşebilir, yürürken dengesini kaybedip yada ayağı takılıp düşebilir. Bu yaş grubunda baş yetişkinlere oranla çok büyük, kafatası kemikleri daha yeterince olgun ve sert değildir, travma direk olarak beyin dokusunda hasar oluşturabilir. Buna karşılık doğa bu zayıflığı, beyinin elastikiyet ve esnekliğini ileri derecede artırarak azaltmaya çalışmıştır. Bu yaş grubunda başa gelen darbelerde, kafatası sanki bir pinpon topu gibi davranıp çöker ve sonra hemen eski halini alır, alttaki beyin dokusuda son derece elastik olduğu için bunu en az hasarla atlatmaya çalışır. Ancak tüm bunlar belli snırlar içinde gerçekleşir. Eğer tavma yeterince şiddetli ise, savunma mekanizmaları yeterli gelmez, kemik ve beyin dokusunda çeşitli düzeylerde hasar ve kanamalar ortaya çıkabilir.
Travma geçirmiş veya geçirdiğinden şüphe edilen bebekte, biz hekimler olarak bir takım işaretleri ararız. Çocuğun yaşı, düştüğü yükseklik, zemin, düşme hızı ilk planda travmanın ciddiyeti konusunda bir fikir oluşturur. İkinci aşamada bu olaydan sonra çocukta oluşan değişimler, bilinç kaybı, uyku hali, kusma veya normal olmayan her şey bizim dikkatimiz çeker. Üçüncü aşamada muayene ve gerekirse radyolojik bulgular bizi sonuca götürür. Her zaman ilk 24 ve 48 saat önemlidir ve başlangıçta çocuk tamamen normal olsa da sonradan yeni bulgular ortaya çıkabilir. Bu nedenle travma sonrası 24-48 saat çocuğun ya ailesi tarafından yada gereğinde hastanede hekim tarafından takibini ve bu süre sonunda tekrar kontrolü öneririz.
Pratik olarak böyle bir olayla karşılaşıldığında, eğer çocukta normal dışı kusma, uyku hali veya bilinç kaybı varsa, gözle görülür bir şişlik, morarma mevcuttsa ve kasılma nöbeti olmuşsa, travmanı şiddetine bakılmaksızın hızla hekime götürülemesi gerekir. Bilinci kapanmış çocuklarda başın arkaya yatırılıp, dilin bir kaşık arkası ile bastırılması çok önemli olan hava yolunu açık tutacak son derece faydalı bir işlemdir. Şiş olan yere soğuk tatbiki hem kanamayı hemde şişliği azaltır. Bu sırada zaman en büyük düşmandır ve hızlı ama panik yapmadan davranmak gerekir.
Bu tür travmalardan korunmak için :
1- Evde çocoğun başına kadar olan mesafedeki sert, keskin, sivri ve kenarları olan eşyaların uzaklaştırlması veya çevrelerinin yumuşak lastik veya sünger ile kaplanması,
2- Zeminin yukşak ve kalın halı benzer malzemelerle örtülmesi,
3- Çocuğun tırmanıp üzeriden düşebileceği eşayaların örneğin sandalyalerin kapatılması,
4- Yatağının yanlarında koruma bariyerlerinin olması veya yatağın yere yakın yapılması
5- Mümkün olduğu kadar çocukların gözetim altında kalması,
6- Yürürken bilek dahil elinde tutulması
gibi önlemler faydalı olacaktır. İki ve 7 yaş arası düşmeler çocukların daha hareketli, kas yapılarının daha güçlü olması nedeni ile bebeklik çağı düşmelerinden daha farklıdır. Bu dönemler de balkon, pencere, ağaç gibi yerlerden düşmeler daha sıktır ve iç organ hasarları ile eklem kırık ve çıkıklarıda olabileceği daha ciddi sonuçlanırlar. Kafatası kemikleri bu yaş grubunda artık sertleştiği ve esnekliğini kaybettiği için kırık, çatlak, çökme ve beyin dokusunda hasar riski artmıştır. Bebeklerden farklı olarak kendilerini daha iyi ifade ettikleri için takipleri daha rahattır. Travmanın şiddeti, travma sonrası dönem, klinik bulgular ve takip bebeklerde olduğu gibidir. Bu yaş grubunda yukarıda önlemlere ek olarak;
1- Kapı ve pencelerin açık tutulmaması, önlerinde üzerine çıkabileceği eşya ve diğer malzemelerin uzaklaştırlması,
2- Bisiklet ve benzeri araçları kullanırken kask, dizlik ve disrseklik kullanması, uygun olacaktır.
Kepçe Kulak Ameliyatı İçin En Uygun Zaman Okul Öncesi Dönemdir
Baş boyun bölgesinde görülebilecek anomalilerden en dikkat çekici olanlardan birisi kepçe kulak deformitesidir. Bu deformitenin en sık iki sebebi antihelikal kıvrımın yetersiz olması ya da concha’nın kavitesinin derin olmasıdır.
Kepçe kulak deformitesinin düzeltilmesinde pek çok yöntem vardır ve her hastaya göre yöntemde ufak değişiklikler yapmak gerekebilir. Ayrıca ameliyat için başvuran hastanın yaşı da kullanılacak yöntemin seçimini etkiler.
Kepçe kulak ameliyatının amacı kafa ile kulak arasındaki açıyı 25-30 dereceye azaltmaktır. Ayrıca yandan bakıldığı zaman anthelikal kıvrımın görülmesi gerekir. Ameliyat değişen tekniklerle hiç kesisiz yapılabildiği gibi sıklıkla kulak arkası veya önüne bir kesi yapılması gerekebilir. Kulak arkası kesisinin seçilmesi görünen yerde hiç bir skar bırakmayacağı için daha idealdir.
Tecrübeli bir elde uygulandığı takdirde çok fazla bir komplikasyonu olmayan güzel sonuç veren bir ameliyattır ve 5-6 yaşından itibaren herhangi bir yaşta yapılabilir. Bizim önerimiz çocuklarda bu operasyonun kulak gelişmesi tamamlandığı için okul öncesi 5-6 yaşlarında yapılmasıdır. Bu hem ameliyatın daha kolay geçmesini sağlar hem de çocuğun psikolojisi için daha iyidir.
Auricular concha hipertrofisi nedeniyle kepçe kulak deformitesi olan hastalarda bu kıkırdaktan yapılacak olan eksizyon miktarı belirlenir conchal kıkırdağın hipertrofik kısmı çıkartılır. Ardından sıklıkla gerektiği gibi antheliks’in yeniden şekillendirilmesi gerekir. Bu şekillendirme hastanın yaşı ne kadar küçük dolayısıyla kıkırdakların sertliği ne kadar az ise o kadar kolaydır. İleri yaş hastalarda bu şekillendirme için kıkırdakta kesiler yapmak ve ardından sütürler ile dikmek gerekirken, daha genç hastalarda kıkırdakların törpülenmesi yeterli olabilir. 5-10 yaşlar arasındaki çocuklarda ise bu şekillendirme bir kaç basit dikiş ile yeterli bir şekilde yapılabilmektedir. Önemli olan antheliks’in yeniden şekillendirilmesinin hiç bir gerginlik kalmayacak şekilde yapılmasıdır. Kıkırdaklara koyulan dikişler ince ve daha sonra kıkırdak veya diğer yumuşak dokularda reaksiyon yapmayacaklardan seçilmelidir.
Bu aşamada kulak kepçesinin genel şekli düzeltilmiştir ve pek çok hastada yeterli bir düzeltme sağlanmıştır. Ancak bazı hastalarda birlikte olabilecek tragus ve antitragustaki şekil bozuklukları ve kulak lobülünün büyüklüğü bu aşamadan sonra düzeltilebilir. Tüm dokularda kanama kontrolü yapıldıktan sonra kesi içten dikişlerle estetik olarak dikilir ve kulak özel bir bandajla kapatılır.
Ameliyat sonrası: Hastanın ameliyat sonrası hastanede kalmasına gerek yoktur ve rahatlıkla bir kaç saat sonra evine dönebilir. Klasik olarak bu bandajın bir hafta kapalı kalması gerektiği yazılı olduğu halde klinik deneyimimiz bu bandajın 3.gün alınabileceğini göstermektedir. Bu bandajın uzun süre kalmasının kulağın şekillendirilmesinde hiç bir katkısı olmadığı gibi bir süre sonra hastayı çok sıkar ve ağrı yapar. Kulak bandajı çıkartıldıktan sonra hasta bir kaç hafta daha akşamları yatarken kulağını basit bir saç bandı veya tenisçi bandı ile kapatabilir. Bu, uyku esnasında kulağın kıvrılarak ağrı yapmasını önlemek amacıyla kullanılır. İlk hafta kulak şiş ve hafif morumsu görünür ve kıkırdakların kıvrımları pek belirgin değildir. Ortalama olarak 2. haftadan sonra bu şikayetler geçmeye başlar. Kulak şekli 2. haftadan sonra tam olarak ortaya çıkar ve iyileşme yaklaşık 6 ay kadar sürer.
Her türlü cerrahi işlemde operasyona yönelik riskler mevcuttur. Herhangi bir cerrahi işleme karar vermeden önce, hasta bu işlemin getirebileceği yararları ve oluşturabileceği riskleri tartmalı ve ona göre karar vermelidir. Her ne kadar hastaların pek çoğu aşağıda yazan komplikasyonları görmese de ameliyata karar vermeden önce hepsini gözden geçirip, gerekirse doktorunuza sorup işlemin ortaya çıkabilecek komplikasyonlarını, risklerini ve sonuçlarını tam olarak öğrenmeniz gerekir.
Kanama: Çok sık olmasa da cerrahi işlem sırasında veya sonrasında kanama olması mümkündür. Kanama cilt altında olabilir. Ameliyat sonrası kanama olduğu takdirde acil bir tedavi ya da müdahaleye ihtiyaç duyabilirsiniz. Ameliyattan 10 gün önceden itibaren aspirin veya herhangi bir nonsteroid antiinflamatuar gruba giren(bazı ağrı kesiciler) ilaç almış olmanız kanama riskini artırır. Ameliyat öncesi almış olduğunuz tüm ilaçları doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir. Hipertansiyon (yüksek kan basıncı hastalığı) olan kimselerde eğer tansiyon kontrol altında değilse operasyon sırasında veya sonrasında kanama görülebilir. Deri dokusu altında biriken kanlar iyileşmeyi geciktirebileceği gibi dokularda setleşmeye (skar dokusu oluşumuna) yolaçabilir.
İnfeksiyon: Kepçe kulak operasyonu sonrası infeksiyon görülmesi nadirdir. Görüldüğü takdirde ek antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulabilir.
Skar oluşumu: Skar iyileşemede görülen çeşitli problemlere verilen bir isimdir. Cerrahi bir işlemden sonra iyi ve dikkat çekmeyen bir yara iyileşemesi ve skar oluşumu beklenmekle birlikte deride veya daha derin dokularda anormal skarlar oluşabilir. Skarlar hoşa gitmeyen görünümde ve çevre dokuların renginden farklı renklerde oluşabilir. Dikiş koyulan yerlerde bu dikişlere ait izler ve küçük kistik oluşumlar kalabilir. Skar dokusunu iyileştirmek için cerrahi yöntemleri de içeren çeşitli işlemler gerekebilir. Skar oluşumu yönünden operasyon öncesi bir tahminde bulunmak çok zor olduğu için kepçe kulak ameliyatında kesiler kulak arkasından yapılır.
Alttaki dokuların hasarlanması: Sinirler, kan damarları ve kaslar ve kıkırdaklar gibi çeşitli derin yapılar cerrahi işlem sırasında hasarlanabilir. Bu risk yapılan otoplasty operasyonunun tipiyle alakalıdır. Bu yapıların zedelenmesi sıklıkla geçici veya nadiren kalıcı olabilir. Bu nedenden dolayı kepçe kulak ameliyatının mümkün olan en küçük yaşta yapılmasını öneriyoruz. Gküçük yaşlarda yapılan kepçe kulak ameliyatlarında dokular çok yumuşak olduğu için iyileşme süresi çok kısa ve iyileşme çok daha kolay olur.
Sağırlık: Otoplasty sonrası pek çok hasta ilk hafta içinde geçici duyma zorluğu problemi çeker. Bunun sebebi operasyon sırasında kulak kanalına kaçan ve orada kuruyan kanlar ve daha önemlisi operasyon sonrası kulağa yapılan bandajdır. İlk hafta sonrasında bandajlar çıkartıldıktan sonra hastaların bu şikayetleri kaybolur. Otoplasty kalıcı duyma problemlerine yol açmaz.
Asimetri: İnsan kulakları normalde asimetriktir. Yani yüzün sağ yarısı sol yarısından farklıdır. Otoplasty operasyonu hernekadar belirgin simetri farklarını ortadan kaldırmaya çalışsa da operasyon sonrasında sonrada heriki tarafta simetride farklılıklar olabilir.
Kronik ağrı: Kronik (devamlı) ağrı otoplasty operasyonundan sonra çok nadiren görülebilir. Bu komplikasyon da özellikle büyük yaşlarda yani kulak kıkırdakları sertleşmiş kişilerde yapılan operasyonlardan sonra ortaya çıkar.
Kıkırdak problemleri: Kıkrdak beslenmesi damarlar yoluyla olmayan bir doku olduğu için otoplasty operasyonu sırasında kıkırdaklarda özellikle kanama olan hastalarda beslenme bozukluğu gelişebilir ve bu kıkırdaklarda şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu komplikasyonu düzeltmek için ek cerrahi girişimlere ihtiyaç duyabilirsiniz. Ancak yine aynı şekilde küçük yaşlarda yapılan operasyonlarda kıkrdak beslenmesiyle ilgili problemler çok nadir görülür
Memnuniyet vermeyen sonuç: Kulak estetik cerrahisinden kötü sonuçlar alınma riski vardır. Cerrahi sonrası asimetri, fonksiyon kaybı, cerrahi yaraların açılması, ve his kaybı görülebilir. İşlem sonuçları sizi memnun etmeyebilir. Kulak problemlerini düzeltmek için ek cerrahi girişimlere gerek duyulabilir.
Alerjik reaksiyonlar: Nadiren ve derinizin özelliklerine bağlı olarak kullanılan bant, dikiş malzemesi, ve bölgesel kullanılan ilaçlara karşı alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Ayrıca operasyon sırasında kullanılan ilaçlara veya operasyon sonrasında doktorunuzun reçete ettiği ilaçlara karşı daha ciddi sistemik reaksiyonlar gelişebilir. Alerjik reaksiyonlar ek tedaviler gerektirebilir. Operasyon öncesi, bildiğiniz alerjik reaksiyonlarınızı doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir.
İyileşmenin gecikmesi: Operasyon için yapılmış kesilerin açılması veya bunların güç iyileşemesi mümkündür. Bazı bölgelerde derinizde iyileşeme problemleri görülebilir ve deride nekroz (derinin ölümü) gerçekleşebilir. Çok nadir görülen bu komplikasyonlar sık sık pansuman yapılmasına veya daha sonra yapılacak cerrahi girişimlere ihtiyaç duydurabilir. Bu tür komplikasyonların en önemli nedeni sigara içimi olup hastaların ameliyat öncesi sigara içmeyi kesmesi ve ameliyat sonrası bir süre sigaradan uzak durması gerekmektedir.
Uzun dönem etkiler: Yaşlanma, vücut ağırlığı değişiklikleri, güneş ışınlarına maruz kalma, ve diğer çeşitli sebeplere bağlı olarak kulaklarda cerrahi işlem sonucunda elde edilen sonuçlar zamanla değişebilir. Otoplasty yaşlanma sürecini durdurmaz ve yaşlanma süreciyle birlikte ileri dönemlerde kulakta sarkma gibi problemler bu operasyonu olan hastalarda da olmayan hastalarla aynı sıklıkta görülür. Otoplasty ile elde edilen sonucun idame ettirilmesi için yıllar içinde tekrar bir cerrahi müdahale veya başka tıbbi tedavilere ihtiyaç duyulabilir.
Kepçe kulak deformitesinin düzeltilmesinde pek çok yöntem vardır ve her hastaya göre yöntemde ufak değişiklikler yapmak gerekebilir. Ayrıca ameliyat için başvuran hastanın yaşı da kullanılacak yöntemin seçimini etkiler.
Kepçe kulak ameliyatının amacı kafa ile kulak arasındaki açıyı 25-30 dereceye azaltmaktır. Ayrıca yandan bakıldığı zaman anthelikal kıvrımın görülmesi gerekir. Ameliyat değişen tekniklerle hiç kesisiz yapılabildiği gibi sıklıkla kulak arkası veya önüne bir kesi yapılması gerekebilir. Kulak arkası kesisinin seçilmesi görünen yerde hiç bir skar bırakmayacağı için daha idealdir.
Tecrübeli bir elde uygulandığı takdirde çok fazla bir komplikasyonu olmayan güzel sonuç veren bir ameliyattır ve 5-6 yaşından itibaren herhangi bir yaşta yapılabilir. Bizim önerimiz çocuklarda bu operasyonun kulak gelişmesi tamamlandığı için okul öncesi 5-6 yaşlarında yapılmasıdır. Bu hem ameliyatın daha kolay geçmesini sağlar hem de çocuğun psikolojisi için daha iyidir.
Muayene:
Öncelikle kulak şekli büyüklüğü ve pozisyonu değerlendirilir. Concha-scapha açısı ölçülür (normalde 90 derece). Mastoid-scapha açısı ölçülür (normalde 30 derece). Heliks, antheliks, concha ve lobul (kulak memesi) şekli ve pozisyonu ile dış kulak yolu muayenesi yapılır ve hastanın resimleri çekilerek yapılması planlanan değişiklik bigisayar çalışmasıyla hastaya gösterilir.Ameliyat:
İşlem steril şartlar altında ameliyathane de yapılmalıdır. 5-10 yaş arası çocuklarda genel anestezi tercih edilirken 10 yaşından büyüklerde ve yetişkinlerde işlem sedasyon ve lokal anestezi ile kolayca operasyon yapılabilir. Sıklıkla kulak arkasından yapılan bir kesi ile girişim yapılır. Bazı cerrahlar buradan eliptik bir doku parçası çıkartırlar ancak her vakada bu derinin çıkartılması gerekmez. Kulak arkasından yapılan bu kesiyle tüm kıkırdak yapılar, posterior auricular kas ve posterior auricular damar görünür hale getirilir.Auricular concha hipertrofisi nedeniyle kepçe kulak deformitesi olan hastalarda bu kıkırdaktan yapılacak olan eksizyon miktarı belirlenir conchal kıkırdağın hipertrofik kısmı çıkartılır. Ardından sıklıkla gerektiği gibi antheliks’in yeniden şekillendirilmesi gerekir. Bu şekillendirme hastanın yaşı ne kadar küçük dolayısıyla kıkırdakların sertliği ne kadar az ise o kadar kolaydır. İleri yaş hastalarda bu şekillendirme için kıkırdakta kesiler yapmak ve ardından sütürler ile dikmek gerekirken, daha genç hastalarda kıkırdakların törpülenmesi yeterli olabilir. 5-10 yaşlar arasındaki çocuklarda ise bu şekillendirme bir kaç basit dikiş ile yeterli bir şekilde yapılabilmektedir. Önemli olan antheliks’in yeniden şekillendirilmesinin hiç bir gerginlik kalmayacak şekilde yapılmasıdır. Kıkırdaklara koyulan dikişler ince ve daha sonra kıkırdak veya diğer yumuşak dokularda reaksiyon yapmayacaklardan seçilmelidir.
Bu aşamada kulak kepçesinin genel şekli düzeltilmiştir ve pek çok hastada yeterli bir düzeltme sağlanmıştır. Ancak bazı hastalarda birlikte olabilecek tragus ve antitragustaki şekil bozuklukları ve kulak lobülünün büyüklüğü bu aşamadan sonra düzeltilebilir. Tüm dokularda kanama kontrolü yapıldıktan sonra kesi içten dikişlerle estetik olarak dikilir ve kulak özel bir bandajla kapatılır.
Ameliyat sonrası: Hastanın ameliyat sonrası hastanede kalmasına gerek yoktur ve rahatlıkla bir kaç saat sonra evine dönebilir. Klasik olarak bu bandajın bir hafta kapalı kalması gerektiği yazılı olduğu halde klinik deneyimimiz bu bandajın 3.gün alınabileceğini göstermektedir. Bu bandajın uzun süre kalmasının kulağın şekillendirilmesinde hiç bir katkısı olmadığı gibi bir süre sonra hastayı çok sıkar ve ağrı yapar. Kulak bandajı çıkartıldıktan sonra hasta bir kaç hafta daha akşamları yatarken kulağını basit bir saç bandı veya tenisçi bandı ile kapatabilir. Bu, uyku esnasında kulağın kıvrılarak ağrı yapmasını önlemek amacıyla kullanılır. İlk hafta kulak şiş ve hafif morumsu görünür ve kıkırdakların kıvrımları pek belirgin değildir. Ortalama olarak 2. haftadan sonra bu şikayetler geçmeye başlar. Kulak şekli 2. haftadan sonra tam olarak ortaya çıkar ve iyileşme yaklaşık 6 ay kadar sürer.
Her türlü cerrahi işlemde operasyona yönelik riskler mevcuttur. Herhangi bir cerrahi işleme karar vermeden önce, hasta bu işlemin getirebileceği yararları ve oluşturabileceği riskleri tartmalı ve ona göre karar vermelidir. Her ne kadar hastaların pek çoğu aşağıda yazan komplikasyonları görmese de ameliyata karar vermeden önce hepsini gözden geçirip, gerekirse doktorunuza sorup işlemin ortaya çıkabilecek komplikasyonlarını, risklerini ve sonuçlarını tam olarak öğrenmeniz gerekir.
Kanama: Çok sık olmasa da cerrahi işlem sırasında veya sonrasında kanama olması mümkündür. Kanama cilt altında olabilir. Ameliyat sonrası kanama olduğu takdirde acil bir tedavi ya da müdahaleye ihtiyaç duyabilirsiniz. Ameliyattan 10 gün önceden itibaren aspirin veya herhangi bir nonsteroid antiinflamatuar gruba giren(bazı ağrı kesiciler) ilaç almış olmanız kanama riskini artırır. Ameliyat öncesi almış olduğunuz tüm ilaçları doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir. Hipertansiyon (yüksek kan basıncı hastalığı) olan kimselerde eğer tansiyon kontrol altında değilse operasyon sırasında veya sonrasında kanama görülebilir. Deri dokusu altında biriken kanlar iyileşmeyi geciktirebileceği gibi dokularda setleşmeye (skar dokusu oluşumuna) yolaçabilir.
İnfeksiyon: Kepçe kulak operasyonu sonrası infeksiyon görülmesi nadirdir. Görüldüğü takdirde ek antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulabilir.
Skar oluşumu: Skar iyileşemede görülen çeşitli problemlere verilen bir isimdir. Cerrahi bir işlemden sonra iyi ve dikkat çekmeyen bir yara iyileşemesi ve skar oluşumu beklenmekle birlikte deride veya daha derin dokularda anormal skarlar oluşabilir. Skarlar hoşa gitmeyen görünümde ve çevre dokuların renginden farklı renklerde oluşabilir. Dikiş koyulan yerlerde bu dikişlere ait izler ve küçük kistik oluşumlar kalabilir. Skar dokusunu iyileştirmek için cerrahi yöntemleri de içeren çeşitli işlemler gerekebilir. Skar oluşumu yönünden operasyon öncesi bir tahminde bulunmak çok zor olduğu için kepçe kulak ameliyatında kesiler kulak arkasından yapılır.
Alttaki dokuların hasarlanması: Sinirler, kan damarları ve kaslar ve kıkırdaklar gibi çeşitli derin yapılar cerrahi işlem sırasında hasarlanabilir. Bu risk yapılan otoplasty operasyonunun tipiyle alakalıdır. Bu yapıların zedelenmesi sıklıkla geçici veya nadiren kalıcı olabilir. Bu nedenden dolayı kepçe kulak ameliyatının mümkün olan en küçük yaşta yapılmasını öneriyoruz. Gküçük yaşlarda yapılan kepçe kulak ameliyatlarında dokular çok yumuşak olduğu için iyileşme süresi çok kısa ve iyileşme çok daha kolay olur.
Sağırlık: Otoplasty sonrası pek çok hasta ilk hafta içinde geçici duyma zorluğu problemi çeker. Bunun sebebi operasyon sırasında kulak kanalına kaçan ve orada kuruyan kanlar ve daha önemlisi operasyon sonrası kulağa yapılan bandajdır. İlk hafta sonrasında bandajlar çıkartıldıktan sonra hastaların bu şikayetleri kaybolur. Otoplasty kalıcı duyma problemlerine yol açmaz.
Asimetri: İnsan kulakları normalde asimetriktir. Yani yüzün sağ yarısı sol yarısından farklıdır. Otoplasty operasyonu hernekadar belirgin simetri farklarını ortadan kaldırmaya çalışsa da operasyon sonrasında sonrada heriki tarafta simetride farklılıklar olabilir.
Kronik ağrı: Kronik (devamlı) ağrı otoplasty operasyonundan sonra çok nadiren görülebilir. Bu komplikasyon da özellikle büyük yaşlarda yani kulak kıkırdakları sertleşmiş kişilerde yapılan operasyonlardan sonra ortaya çıkar.
Kıkırdak problemleri: Kıkrdak beslenmesi damarlar yoluyla olmayan bir doku olduğu için otoplasty operasyonu sırasında kıkırdaklarda özellikle kanama olan hastalarda beslenme bozukluğu gelişebilir ve bu kıkırdaklarda şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu komplikasyonu düzeltmek için ek cerrahi girişimlere ihtiyaç duyabilirsiniz. Ancak yine aynı şekilde küçük yaşlarda yapılan operasyonlarda kıkrdak beslenmesiyle ilgili problemler çok nadir görülür
Memnuniyet vermeyen sonuç: Kulak estetik cerrahisinden kötü sonuçlar alınma riski vardır. Cerrahi sonrası asimetri, fonksiyon kaybı, cerrahi yaraların açılması, ve his kaybı görülebilir. İşlem sonuçları sizi memnun etmeyebilir. Kulak problemlerini düzeltmek için ek cerrahi girişimlere gerek duyulabilir.
Alerjik reaksiyonlar: Nadiren ve derinizin özelliklerine bağlı olarak kullanılan bant, dikiş malzemesi, ve bölgesel kullanılan ilaçlara karşı alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Ayrıca operasyon sırasında kullanılan ilaçlara veya operasyon sonrasında doktorunuzun reçete ettiği ilaçlara karşı daha ciddi sistemik reaksiyonlar gelişebilir. Alerjik reaksiyonlar ek tedaviler gerektirebilir. Operasyon öncesi, bildiğiniz alerjik reaksiyonlarınızı doktorunuza belirtmeniz gerekmektedir.
İyileşmenin gecikmesi: Operasyon için yapılmış kesilerin açılması veya bunların güç iyileşemesi mümkündür. Bazı bölgelerde derinizde iyileşeme problemleri görülebilir ve deride nekroz (derinin ölümü) gerçekleşebilir. Çok nadir görülen bu komplikasyonlar sık sık pansuman yapılmasına veya daha sonra yapılacak cerrahi girişimlere ihtiyaç duydurabilir. Bu tür komplikasyonların en önemli nedeni sigara içimi olup hastaların ameliyat öncesi sigara içmeyi kesmesi ve ameliyat sonrası bir süre sigaradan uzak durması gerekmektedir.
Uzun dönem etkiler: Yaşlanma, vücut ağırlığı değişiklikleri, güneş ışınlarına maruz kalma, ve diğer çeşitli sebeplere bağlı olarak kulaklarda cerrahi işlem sonucunda elde edilen sonuçlar zamanla değişebilir. Otoplasty yaşlanma sürecini durdurmaz ve yaşlanma süreciyle birlikte ileri dönemlerde kulakta sarkma gibi problemler bu operasyonu olan hastalarda da olmayan hastalarla aynı sıklıkta görülür. Otoplasty ile elde edilen sonucun idame ettirilmesi için yıllar içinde tekrar bir cerrahi müdahale veya başka tıbbi tedavilere ihtiyaç duyulabilir.
Okul Öncesi Eğitim
Çocukların zihinsel ve kişilik gelişiminin %70’i 0-6 yaş arasında tamamlanmaktadır.
Çocukların zihinsel ve kişilik gelişiminin %70’i 0-6 yaş arasında tamamlanmaktadır.Bu süre içeri kazanılan davranış biçimleri,tüm yaşam boyunca devam etmektedir.
Okulöncesi eğitim,tüm Avrupa ülkelerinde,hükümet programları ve yatırımların temel hedeflerini ve odak noktalarını oluşturmaktadır.Ülkemize bakıldığında ise bu konunun üzerinde yeterince durulmadığı ve önlemlerin yetersizliği dikkati çekmektedir.Rakam vermek gerekirse, okulöncesi eğitim oranı Avrupa ülkelerinde (örneğin,Fransa ve İsveç’te) %100’lere varmakta olup,ülkemizde ise ancak %15’tir. Siyasi otoriteler, okul çağı çocuklarımızın sayısal değerini verirken 15 milyon olarak belirtmektedirler.Oysa, eğitim yaşında 4,5milyon 3-6 yaş arası çocuk bulunmaktadır.Bu rakamın 20milyon olarak ifadesi sağlandığında ve Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi içerisinde okulöncesi çağı çocukları için ayrılan pay, okulöncesi çocuk nüfusu oranında arttırıldığında, okulöncesi eğitimin öneminin kavrandığı belli olacaktır.Avrupa Topluluğuna girme çabası içerisinde olduğumuz şu günlerde, çağdaşlığa giden yolun ancak çocukların eğitimi ile sağlanabileceği göz önünde tutulmalı,yatırım hedefleri saptanırken, çocukların eğitim gereksiniminin, doğumdan başlayarak karşılanması gereksinimi öncelikle ele alınmalıdır.Bu hedefe ulaşmak için bir an önce okulöncesi eğitimin önemine ilişkin kampanyalarla,kamuyu bilgilendirmek ve oluşan kamuoyu ile siyasi kararlar alınmasını sağlamak gerekmektedir.
3-6 yaş arası bilimsel olarak eğitim yaşıdır.Bu yaş gurubundaki tüm çocukların Anayasa’nın 42. Maddesinde belirtilen eğitim hakkından yararlanabilmeleri için okulöncesi eğitim kurumlarının yeterli sayıya çıkarılması konusunda çalışmalar hızlandırılmalı, özel yatırımcılar kredilendirilmeli ve desteklenmelidir.Yapılan araştırmalara göre, okulöncesi eğitim alan çocuklar ilkokulda okuma yazmayı, bu eğitimi almayan çocuklardan %100 daha hızlı öğrenmekte ve bu öğrenme hızı yaşam boyu sürmektedir.Öğrenmenin %80’i okuma yolu ile olduğundan , çocuğun kitapla erken yaşta tanışması onun öğrenme hızını çok etkilemektedir.Burada da okulöncesi eğitimde kitapların önemi açıkça görülmektedir.
0-6 yaş arasındaki çocuğun eğitiminde en önemli rol ana-babaya düşmektedir. Bu nedenle öncelikle ana-babanın bilinçlendirilmesi çalışmaları önem kazanmaktadır.Ülkemizde okulöncesi eğitim kurumlarının azlığı dikkate alındığında,okul öncesi eğitimi veren kitap,oyuncak ve benzeri materyalin önemi ve bunların kullanımı konusunda velilerin bilgilendirilmesinin zorunluluğu açıkça görülmektedir.
Toplum olarak, çok sevdiğimiz çocuklarımız ve geleceğimiz için en kalıcı yatırımın eğitim olduğu bilincine vardığımızda, tüm diğer sorunlarımızın kolayca çözümlendiğini göreceğiz.Bunun için 1-7 Eylül tarihleri “Okulöncesi Eğitim Günleri” olarak gelenekselleşecektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


